GÖNÜL ÜLKESİNE BİR SERZENİŞ
İçimdeki kapı, dışımdaki sen,bir anahtarla açılası kapıysan,Ey sevgili Ülkem
Her hangi biri isen , o zaman bu anahtar ile ruhun yaşadıklarına sadece uzaktan seyir halinde
biri olabilirsin. Yada içimdeki anahtarın dışımdaki sana neden ihtiyacı olsun diye sorabilirsin , ruhuma
değmemişse gözlerin, sözlerin ,yüzlerin, ellerin ve anların . Bir parça düş isen aklımın köşesinde,
ruhuma taşınamamışsan; evini, barkını alıp gelememişsen, içimdeki kapıya varamamışsan.Dışımdan
ne diye seslenirsin anahtarın bende diye. Anahtarın yetişemediği kapının açılması nerden görülür ,
nerden hoş görülür ve nasıl hoş görülmüştür . Boşluklarını doldurursa, ömrün ,ömür olmanın adına
esirgememişse kendinden. Anahtarı elinde değil ,ruhunda; yani ,yüreğinin en güzel yerinde tutup
,kapıya varmaya yorgunluğunu geride bırakmışsa, neden açılmasın gönül kapıları.
O zaman dışımdaki sen her haliyle ruhuma gelmiş olmaz mı?
Bu aslında bizlik bir durumun en güzel halidir . Nefes alan her canlının hayata karşı mücadele
olgusu olduğu gibi her türün kendine has sevgi yolu ve sevgiden kapıları bu kapıların kilitlerine,ruhuna
uygun anahtarları vardır. Dışında görünür ömrün her anında , dışındadır . bir bilinmezlik sanırsın
senden olmayan alemi, lakin insanın her biri ayrı bir can alemi ve her canlının da farklıdır her alemi.
gözlerinden ruhuna süzülür sevgiler , çöle yağan yağmurun o eşsiz serinliği ve kuruyan nice
toprakların çatlaklarını bir cerrahın eli değmiş misali kapattığı ve sadece yaranın acısını değil toprağın
duyabileceği her özlemi yağmur, rahmet pınarından sevgili misali , toprağa bahşeder yaradanın
elleriyle.
Ve insanın doymak bilmeyen bir hali vardır. maddeye duyduğu bu özlem ve doyumsuzluk
halini anca sevgiden dövülmüş çeliği , vicdanla yoğrulmuş demiri , toprağın her şeyi kabul edip
temizlediği ruhunun toprakla yoğrulduğu bir anahtar gerek . gönül kapısının gıcırtısız açıverecek bir
anahtar.
Dışımda nice sesler var, kendi hallerinde yada kendi hallerini aşmış başka hallerde ve
ahvallerde. düşüncenin akışını değiştirecek derecede. güzeli çirkini iyiyi kötüyü ,
Bir ülke düşünün ,insan misali ; bir insan düşün ülke misali , sevgiden dem vurup
,topraklarının çorak olduğu. hayatın güzelliklerle geçtiği söylenip, nice halin harap olduğu bir ülke
düşünün.Emeklerinden edinmeye yüz tutmuş nice insan düşünün. her birinin gönlüdür ülke ve her
biri bu gönlün içinde yaşamanın mecburiliğini bilmiş , gönülden sevmiş yeri gelmiş candan , canandan
olmuş bir halk düşünün. birde bu halkın halkalarından beslenen bir üst güruhun hallerini düşünün
kime gönül anahtarlarımızı vermemiz gerektiğini unuttuk. yada sistemli bir şekilde bize unutturuldu.
nice yazının nice kitabın nice harflerin orta yerinde yaşamak mecburiyetinde can veren bir insan halini
almaya yüz tutuyoruz. diyoruz ki kime yetmez ki bir ülke ve hatta kime yetmez ki bu dünya, düzen ve
sistemler kendilerindeki adaletsizliği bizim vicdan kapılarımıza kadar dayandırma ve buradan da
nemalmaya devam etme yetkisini ne zaman ellerinden bırakacaklar diye yazıyorum. ne zaman kendi
sevgi anahtarlarımız ,hakkıyla her hakkımıza saygı duyacak bir sisteme teslim etmeye ve o sistemin
hakkaniyetine sırtımızı , ruhumuzu ,gönlümüzü dayayıp yol alrken yolda eşkiyanın zülümlerine
uğramadan gönül kervanlarımız gütmeye ne zaman muvaffak olacağız derdindeyiz.
yazmak direnmektir bir yerde ,
gönülden çalakalem yazmanın endişesinden uzak , kim hayal kurmadı ki; hayat veren bir düzene, kim
avucunu nice duaya açmadi k;i biz çektik geleceğimiz çekmesin diye….
şimdi her harfine dokunduğum sevgili ülkem , nice ruhu yüce insandan kalmış , asaletinden kayıp
vermemiş , verdirilmemiş, doğası insan ruhuyla bütünleşmiş güzel ülkem, sana seslenmekten başka
bir niyazım mı var ki; senden damlasın kan kokulu mürekkeplerimiz. seslerimizin ayuka çıktığı bu
devirde bir daha seslenmek istiyoruz. Bizim gönül anahtarlarımızı teslim edebileceğimiz insanlar
topluluğu nerde……..

Yazar-Şair: Bircan IŞIK