Eksik Ama Gerçek
Bir zamanlar hayat daha yavaştı.
Ama belki de daha gerçekti.
90’lı yıllarda büyüyen bir nesil vardı; cebinde akıllı telefon değil, cebinde misket taşıyan… Sosyal medyada “görünür” olmak için değil, sokakta “var” olmak için yaşayan bir nesil. Şimdi dönüp baktığımızda eksik gibi görünen o yıllar, aslında bizi tamamlayan en güçlü parçalardı.
Kapı önlerinde oynanan oyunlar vardı. Akşam ezanı bir sınırdı; eve dönmeyen çocuk, özgür değil, kayıp sayılırdı. Annelerin sesi, telefon zilinden daha güçlüydü. Çünkü ulaşmak için aramak değil, seslenmek yeterdi.
O yıllarda dostluklar “takip” edilmezdi, yaşanırdı. Bir arkadaşın kapısını çalmak, mesaj atmaktan daha değerliydi. “Müsait misin?” diye sormadan gidilen evler vardı. Şimdi randevusuz gidilen kapılar ayıp sayılıyor; o zamanlar ise samimiyetin ta kendisiydi.
Televizyonlar vardı, evet. Ama bizi esir almazdı. Çünkü dışarısı daha cazipti. Sokakta kurulan kaleler, mahalle maçları, saklambaçlar… Kaybetmenin de kazanmak kadar doğal olduğu zamanlardı. Şimdi kaybetmek bir travma, o zaman ise oyunun bir parçasıydı.
90’larda yokluk vardı belki ama değersizlik yoktu. Her şey azdı ama kıymetliydi. Yeni alınan bir ayakkabı bayramlık sayılırdı, aylarca özenle giyilirdi. Şimdi dolaplar dolu, ama ruhlar eksik.
Ve en önemlisi… O yıllarda insanlar birbirine daha yakındı. Aynı evde farklı odalarda değil, aynı odada aynı hayatı paylaşırdı insanlar. Sohbetler vardı, göz teması vardı, sessizliğin bile anlamı vardı.
Bugün teknoloji var, hız var, imkan var… Ama o günlerdeki gibi içten bir “merhaba” yok. Çünkü biz artık konuşmayı değil, yazmayı tercih ediyoruz. Hissetmeyi değil, göstermeyi…
90’lı yıllar mükemmel değildi. Ama samimiydi.
Eksikti belki… ama sahte değildi.
Şimdi herkes her şeye sahip gibi görünüyor. Ama o yıllarda sahip olduğumuz en önemli şeyi kaybettik:
Gerçekliği.
Biz 90’larda büyüdük…
Belki biraz tozlu sokaklarda, biraz çizilmiş dizlerle, biraz yarım kalmış oyuncaklarla…
Ama tam bir kalple.

Gökhan BOYACI